9 Temmuz 2012 Pazartesi

SELIMIYE

Dikkat bu bir tatil yazısıdır!

Bu sene bir arkadaşımızın tavsiyesini dinleyerek Marmaris Selimiye köyüne gittik. Kuzey doğduğundan beri her yaz tatiline arabayla çıktığımız için, uzun yola alışkın olmasından cesaretle yine arabayla gittik. Son 1 saat mızmızlanmalarını saymazsak eğer yolda hiç ama hiç sorun çıkarmadı. İstanbul'dan yola çıktık ve 12 saatte Selimiye'ye vardık. Arabada 3 şöför olmasının rahatlığıyla kimse ciddi anlamda bir yorgunluk yaşamadı bol sohbet ve muhabbetle yol çabucak bitti. Bizi şu manzara karşıladı;
Selimiye koyu'nun kuşbakışı görünüşü

Selimiye'de köyün sonuna doğru olan KIYI PANSIYON'da kaldık. O kadar güzel bir tatil geçirdik ki tadı damağımda kaldı, gerçekten hayal edebileceğimin üstünde huzur dolu bir tatil oldu. İşte detaylar;
KIYI PANSİYON  2011 Haziran'da açılmış bir işletme yani bu sene 2. seneleri. Haliyle yeni bir işletme olmanın verdiği heyecanla işletmeciler bildiğiniz arı gibi çalışıyorlar, bir dakika durmuyorlar bir bakıyorsunuz içecek servisi yapıyorlar bir bakıyorsunuz tuzlukları dolduruyorlar bir bakıyorsunuz sahildeki taşları düzenliyorlar. İşletme sahipleri Serap Hanım ve Serdar bey çok güzel insanlar bir de kızları var Elif Sena (5,5). Pansiyon küçük bir köy evinden çevrilmiş ve eklemelerle 8 odalı hale gelmiş. Odalardan çıkıp 7-8 adımda yemek masalarına geliyorsunuz ve burdan 2 merdiven aşşa inince denizdesiniz! Çocukla tatil 521354 kere odaya gitmek demek olduğu için odaların denize bu kadar yakın olması çok şahane. Odalar hergün temizleniyor  eğer çarşaflarında her gün değişmesini istiyorsanız onları da değiştiriyorlar her gün oda pırıl pırıl hale geliyor.

Sabahları kahvaltılar çok güzeldi bir gün yumurtalı ekmek, bir gün sigara böreği bir gün pogaça bir gün tepsi böreği gibi her gün kahvaltının yanına ekler yapiyorlar hepsinin çok leziz olduğunu söylememe gerek bile yok :) Ki bizim aile damak tadına güvenir bildiğiniz üzere :) Bakmayın bu kadar gülümseyerek yazdığıma bir de kabus yanı var tatilden 3,5 kilo alıp eve dönmek gibiii!
kahvaltı zamanı henüz ayılamamış kuki :)

İşletmecilerin çocuklarının olması harika gerçekten, çocuklar gönüllerince her yeri dağıttılar pansiyonun her köşesine bir oyuncak bir parça oyun hamuru ve boya kalemleri yayılmıştır eminim :) Şansımıza kaldığımız dönemde diğer odalarda konaklayan insanlarda çok tatlıydı çocukla tatil hiç sorun haline gelmedi. Bu yüzden 8 gün olarak yaptığımız rezervasyonu ordayken 12 güne uzattığımızı da bildirmek isterim :)
Elif Sena ve Kuzey

Sürekli didişip durdular tatil boyu Elif'in yüzünden anlaşılan yine bir didişme durumu var

Selimiye'de genel olarak pansiyonlar alışıla gelmişin dışında hizmet veriyorlar. Her pansiyon aynı zamanda restaurant bu yüzden yemekleri çok güzel ve özenli özellikle bizim şansımıza bu sene işletmeyle anlaşan ahçı Mehmet gerçekten çok başarılıydı. Biz 1 haftalık akşam yemeklerinde ne yemek istediğimizin listesini önceden hazırladık ve her akşam bu listeye göre yemeklerimiz hazırlandı hepsi çok lezzetliydi ve porsiyonlar gerçekten doyurucuydu.
Izgara ahtapot muhakkak yenmeli gerçekten nefisti biz 3 ya da 4 akşam yedik, biraz abarttık sanırım :) Balık güveç ve Kabak çiçeği dolması da çok güzeldi tadı damağımızda kaldı :)

limon soslu ahtapot ızgara
Bunun dışında Selimiye'ye gidip hayran olmamak mümkün değil tabi aradığınız sessizlik ve huzur ise. Çünkü gece hayatı yok yapabileceğiniz en çılgın eğlence köyün içinde meşhur restaurantlarda sessizlik içinde yemek yemek :) Herhalde tatil boyunca hiç muzik duymadım diyebilirim. Selimiye'ye giderseniz Çeri Cafe'de tatlı yiyin, biz çikolatalı kek ve çilekli tart yedik harikaydı. Biraz ilerisinde de Paprika var orada da haşhaşlı muhallebiyi tadın.
Çeri'de çikolatalı kek ve süt
Paprika'nın Haşhaşlı tatlısı


Dünya tozpembe değil tabiki gelelim hoşumuza gitmeyenlere, Selimiye sevimli ve küçük bir köy olduğu için orada bol bol yerlisiyle köylüsüyle muhabbet edip sohbet edebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Herkes ya İstanbul'lu ya Ankara'lı. Tüm köylü neredeyse bütün arazilerini elden çıkarmış hep büyük şehirden gelen akıllı(!) işletmeciler yerleşmiş her yere. Bir iki işletme köylüye ait Sardunya -ki buraların en meşhur yeri- bunlardan biri. Köyün bana göre bir kişiliği yok yani köyde üretilen köylünün var ettiği hiç bir şey yok. Sabahları çiğ süt içmek istedik ama köyde satılmadığını söylediler, halbuki ortada gezen inekler görebiliyorsunuz, köy yumurtası bulsak diye sorduk onu da bulamadık. Çarşamba kurulan pazarına gittiğinizde köyde üretilen, yetiştirilen hiç bir şey yok. Selimiye çok kapalı bir koy bildiğiniz havuz. Su akıntısı olmaması denizin de temizlenmesini engelliyor deniz öyle berrak cam gibi değil. Akşam üstü yatların çoğalmasıyla inceden bir mazot kokusu gelebiliyor burnunuza. Genellikle konaklama yapılacak işletmeler köyün içerisine doğru ve burdaki limanda Temmuzda 100'ün üzerinde tekne ve yat olduğu söyleniyor ben şahsen bu dönemlerde limanın içindeki işletmelerde kalmayı tercih etmem. Bizimki gibi koyun ucuna doğru olan işletmeleri tercih etmekte büyük fayda var.

Selimiye'nin Haziran başındaki sımsıcak denizi, kaldığımız pansiyonun güzelliği, lezzetli yemekler, huzur ve sakinlik... başka ne isterki insan? Biz önümüzdeki bir kaç sene daha Selimiye'ye gitmeyi ve özellikle aynı işletmede kalmayı şimdiden planladık, hatta 8 çocuklu çift olarak hep birlikte gitmeyi bile düşünüyoruz artık yıkar mıyız oraları yakar mıyız yoksa o kadar çocukla işletmecileri delirtir miyiz bilemiyorum :)
Son gün Mehmet'in bize hazırladığı meyve tabagı :)

Hemen sağdan aşağı merdiven iniyor küçük bir taşlık ve sonrası denizz

Deniz sıcacık olunca denizden çıkmadı tabiki

Resim yazısı ekle



Ve Kıyı Pansiyon'ın 10 kaplan gücündeki çalışanları. Soldan sağa Kuzey, ahçı Mehmet, İşletmeciler: Serdar Bey, Serap hanım, Kızları Elif Sena


Kıyı Pansiyon'a ulaşmak için,
http://www.neredekal.com/selimiye-kiyi-pansiyon/


18 Mayıs 2012 Cuma

Çocuğun tercihleri

Universitede öğrenciyken para kazanmak amaçlı ilkokul, ortaokul öğrencilerine ders verdim yıllarca. Bir çok çocukla iletişim kurdum, vakit geçirdim. O yıllardan en çok aklımda kalan şey ise annelerinin hırsları altında ezilmiş çocuklar.  Çocuğu matematik sınavından 70/100 aldı diye sevinmeyenler, sınıf birincisi olması için inanılmaz baskı yapanlar, çocuğun yapmak istemediği bir spora zorla/tehtidle gönderenler, çocuğunun kapasitesine saygı göstermeden onları zorlayanlar ve daha niceleri. O zamanlar değil çocuk sahibi olmak evlilikle ilgili bile fikirlerim yoktu ama şunu kendime söylüyordum asla böyle bir anne olmayacağım! O yıllarda bir annenin gözünden bakamadığım için tek taraflı yani hep çocukların gözünden değerlendiriyordum olayları, bu yüzden çocuğunun sorunlu olduğuna inanan bir anneye çocuğu pedagoga götürmek yerine kendisinin bir psikolağa gitmesini bile tavsiye etmiştim! Ne küstahlık!

Bugün artık şartlar değişti ben bir anneyim, şimdi o annelerin hala davranışlarını eleştirebilirim ama bir çoğunu da çok iyi anlayabiliyorum.  Mesela çocuğuna kurallar koyamayan her istediğini yapan annelere o zaman uzaylı gibi bakarken aslında içimde o annelerden bir parçayı taşıdığımı bilmiyordum hiç. Ben de Kuzey için tercihler yapiyorum onu cimnastiğe götürüyorum, resim atölyesine götürüyorum tamamen iyi niyetlerle sosyal olması için güzel uğraşları olması için emek harcıyorum zamanımı, paramı ayırıyorum. Geçen aylarda çok çok severek gittiği cimnastik derslerine girmek istememeye başladı  kapısına kadar gittiğimizde içeri girmeyeceğini söylüyor ağlıyordu, ilk 2 hafta biraz oyunla biraz kandırarak içeri sokmayı başardık. Biliyorum ki sadece naz yapiyor çünkü derse katıldıktan sonra çok güzle vakit geçiriyor ve dersten çıkar çıkmaz ne kadar mutlu olduğunu ne kadar güzel vakit geçirdiğini anlata anlata bitiremiyor. Bu gitmek istememe hali sonraki hafta daha şiddetlendi evden hiç çıkmak istememeye gitti ağlayarak gitmek istemediğini söylediğinde -ne kadar ben devam etmesini çok istesemde- ara vermeye karar verdik. Şimdi düşündüğümde aslında başlangıçta hata yaptığımı düşünüyorum haftaiçi zaten okula giden çocugu, cumartesi-pazar da sabah çok erken kalkıp önce resim atölyesine ardından cimnastiğe götürmek akıllıca değildi. Ne de olsa henüz 3 yaşında ona program ağır geldi evinde oyuncaklarıyla oynamayı annesi babasıyla daha çok vakit gecirmesi tercih etti. Tercihine saygılı olarak hem cimnastiğe hem resim atölyesine ara verdik. Ara verdik diyorum çünkü bunları tamamen bırakmasını istemiyorum biraz daha büyüdüğünde bir tanesini olmak şartıyla tekrar deneyeceğim. Bu yaşadığımın benim için sınav olduğuna inanıyorum şimdi o eskiden kızdığım bir türlü anlayamadığım anneleri gerçekten anlıyorum hepsi çocuğunun aslında daha mutlu olmasını istiyorlar aksini düşünmek çok büyük bir hata olur. Ama hayat boyunca çocukların bizim tercihlerimizi seçmeyeceklerini bir ihtimal olarak düşünmek lazım. Umarım ilerleyen zaman içerisinde onun tercihlerini dikkate almayı, yapmak istemedikleri için zorlamamayı başarabilirim.
 Bu arada söylemeden edemeyeceğim hangisinin daha iyi olduğu hakkında hiç bir fikrim yok :)) Çok uç olarak düşünürsem belki zorlasam zorla devam etsem 2,5 yaşında cimnastiğe başlamanın avantajıyla çok başarılı bir cimnastikçi olur belki doğru olan zorlamaktır, ilerde bana anne keşke zorlasaydın diyebilir mesela :)))

İnsan çocuğu olduğunda neden cennetin annelerin ayaklarının altına layık görüldüğünü anlıyor. Bir arkadaşım geçen gün mailinde şöyle yazmıştı " Dünyanın en zor işi insan olabilmek, ondan daha da zor olan şey ise anne olmak." Gerçekten de ne kadar doğru bugün çocukla ilgili verdiğin kararların, ona gösterdiğin tutumun 30 sene sonraki davranışlarına yansıyacağını bilmek çok ürkütücü değil mi ?



24 Şubat 2012 Cuma

Anaokulumuz!


İlk yaşadığımız olumsuz anaokulu tecrübesinden sonra tamamen ama tamamen tesadüf eseri yeni okulumuzu bulduk. Yürüyüş yaparken evimize yine uzak olmayan bir sokakta şimdiki okulumuzun yanındna geçerken daha evvel orda bir okul olduğunu farketmediğimizi farkettik :) Şansımıza haftasonu olmasına rağmen okulun içinde bir hareketlilik vardı hemen daldık içeri, meğer o gün veli toplantısı varmış. Yuvanın kurucusuyla görüştük. Bir kere sonderece kendine güvenli ve azimli bir öğretmen Hikmet Öğretmen. Bize okuldan ana hatlarıyla bahsetti. Bir kere okulda sınıflar için yaş gruplarının olmadığını, karışık yaş grubu sınıflarda büyük abi/ablalarından da öğrendiklerini, küçük kardeşlerine de abilik yaparak abi-kardeş, usta-çırak ilişkisiyle de kendilerini geliştirdiklerini anlattı. Çocuklara kesinlikle tabldot tarzı yemek verilmediğinden, yemeklerin masaya geldiğinden ve çocukların hangi yemekten ne kadar yiyeceklerse kendilerinin seçtiklerinden ve tabaklarına koyduklarından bahsetti ve beni hemen tavladı. Çocukların öğretmenlerinden izin alarak, farklı sınıflarda yapılan resim, oyun, boyama, masal gibi etkinliklerden "kendi seçtiklerine" katılabileceklerini, yani kendi kararlarını verebileceklerini anlattı! Ne güzel! Okulu gezdik sınıflar çok büyük değildi ancak geniş bir hol vardı ve konuların burda işlendiğini öğrendik. Okulun bahçesi ise çevre okullara göre baya daha büyük benim için tek olumsuz yanı yerlerin suni çim halı kaplı olması. Okul içimize sindi ve pazartesi okulumuza başladık.

Yaklaşık 5 aydır gittiğimiz okulumuza bugüne kadar neredeyse günün her saati gittim. İşim gereği rahat çalıştığım için şanslıyım. Çocuğun sabah kahvaltısına da, öğle yemeğine de akşam 5 çayına da gittim. Hiç bir zaman yukarı çıkamazsınız, yok çocuğun dikkati dağılır, yok diğer çocuklar etkilenir demediler. Oğlum çok memnun resmen koşarak gidiyor okuluna, hatta yine ananede kaldığımız kimi günler ananesi bugün hava güzel senle gezmeye mi gitsek diye ayartmaya çalıştığında bile "olmaz anane ben okuluma gideceğim" diyor! Öğrendiği o kadar çok şey var ki okulda gelişimini gördükçe çok mutlu oluyorum.

Bugün bu yazıyı yazmama sebep olan ise sabah Kuzey'i yuvaya götürdüm hastalık yüzünden 4 gündür okula gitmiyordu ara verince sabahbirazbu naz yaparak benimde sınıfa gelmemi istedi. Beraber sınıfına gittik kahvaltı masasında arkadaşlarının bir kısmı kahvaltıya devam ediyordu biz de katıldık onlara. Masa bizim evde sabahları kurduğumuz masadan daha zengindi, bir sürahi süt,tereyağ, tahin-pekmez, reçel, beyazpeynir, kaşar peynir, zeytin ve masanın öbür ucunda duran kocaman Sarelle kutusu vardı. Önce sarelle'yi görünce tedirgin oldum hah şimdi bi onu yiyecek hiç bir şey yemeyecek diye düşündüm ki aşağıdaki diyalog gelişti,
-Anne ekmeğime tereyağı sürer misin?
-Tabi oğlum (Şoktayım tereyağ ekmek mi? nasıl yani?)
-Bir de tabağıma peynir koyar mısın kaşar peynir ama
-Peynirimi ve bunları bitirmezsem Sarelle yiyemem anne! (masada öğretmen yok ve diğer çocuklar tabaklarını bitirmiş Sarelleyi ekmeklerine sürüp götürüyorlar!!! Ve benim oğlum saldırmıyor!)
-Tereyağının üzerine reçel ister misin? (Fırsatları değerlendiren anne! he he )
-Evett isterim. (Ulan evde gösteririm ben sana derken nerde yanlış yaptığını sorgulayan anne!)
Tereyağlı reçelli ekmeğin sondna bir önceki lokmasını ısırdı elimde bir lokma varken sordum;
-Sarelle süreyim mi şimdi yeni ekmeğe?
-Önce elindekini bitireyim anne sonra yiyebilirim (Hönk!)

Evet aynen böyle evde haftasonları düzgün kahvaltı yapsın diye türlü türlü şebekliği yapan yumurta adamlar efendim türlü şaklabanlıklar yaparan yemek yediren ben oğlunun okulundaki kurallara etrafta öğretmeni olmamasına rağmen uyduğunu gördüğümde tabiki hemen kendi kendimi sorgulamaya başladım. Baştan kurallar koyarak ona hayatı kolaylaştırmak yerine ne çok hata yapmışım.

Konumuz yuvamızdı bir anda yine kendimi sorgulamaya geldi, ah bu annelik! Okula devam, yukarda anlattığım gibi kahvaltı sofrasını görmek, okuldaki kuralların çocuğa nasıl benimsetildiğini görmek beni gerçekten mutlu etti.

Okuldaki öretmenimiz gencecik pırıl pırıl biri çok sevgi dolu ve sakin. Her şeyle çok ilgileniyor ve Kuzey öğretmenini gerçekten çok seviyor. İşte canımız öğretmenimiz;



Çok güzel etkinlikler yapiyorlar hemen hemen her konuyu canlandırarak ve yaşayarak işliyorlar. Meslekleri işlerken okulun köşelerine dükkanlar açıyorlar, ayakkabıcı, tamirci, elektrikçi,kuaför...

Mesela okulda pazar kurdular, bizden haftalık pazar alışveriş listemizi istediler ve hal'e gidip toplu alışveriş yaptılar sonra çocuklar okul bahçesinde pazar kurdu ve hep birlikte sattılar. Yapılan organizasyon kesinlikle para kazanma amaçlı değildi pazardan aldığımız hemen hemen aynı fiyatlara getirdiler halbuki bu işten ciddi para kazanabilirlerdi. Okuldaki etkinlikleri sadece para kazanma aracı olarak görmemeleri beni mutlu etti.


Son olarak harika bir doğumgünü kutmalama törenleri var gerçekten hani kutlamış olalım diye değil doğumgünü olan çocuğa kendini ayrıcalıklı hissettirecek arkadaşlarıyla kutlamanın önemine vardıracak biçimde çok ince düşünülmüş ve organize edilmiş. İşallah başka bir yazıda detaylı anlatırım :)

Öğretmenimiz karnelerinin üzerine basılacak resim için çocukları tek tek boyadı;


Bu da karne aldıkları günden;


Biz aradığımız okulumuzu bulduk darısı herkesin başına :)

Yanlış Anaokulu tercihimiz!

Kuzey 2,5 yaşında anaokuluna başladı. İlk önce evimize çok yakın bir anaokulunu tercih ettik böylece kapıdan çıkınca yaklaşık 10 adım atıp yuvada olabiliyorduk. Gittiğimiz ilk yuva evimizin etrafındaki diğer yuvalara göre daha "profesyonel" görünüyordu, mahalle arası yuvası değil, birçok sosyal imkanı olan, işini ciddiye alan başarılı bir yuva olduklarına bizi ikna(!) ettiler. Doğruyu söylemek gerekirse bizim için tek önemli etken çocuğumuzun seveceği, sevgi dolu bir ortam olmasıydı yok bale dersi, yok at binme, aman efendim ingilizce dersleri hiç umrumuzda değildi zaten biz haftasonları mümkün olduğu kadar sosyal aktivite bulundurmaya özen gösteriyorduk ve çocuk daha 2,5 yaşındaydı tek ihtiyacı sevgi dolu bir ortamdı.

Ve yuvaya başladık. Aman allahım yuva yuva değil para emme makinası! Sürekli eve bir kağıt geliyor yok kırtasiye parası, bir örnek eşofman parası, antibakteriyel(!) temizlik parası? Nasıl yani yuvaya zaten az olmayan bir para ödüyoruz, temizlik parası dahil değil mi diye düşündük tabi ama sorgulamadık. Her hafta ata binme parası, okula gelen tiyatro parası ardı arkası kesilmiyor daha ilk 1 ayın içerisinde. Neyse dedik heralde her yer böyle sesimizi çıkarmadık elbet. Okuldaki sınıf öğretmeni hergün çantasına çocuğun o gün yaptığı şeylerle ilgili kısa notlar yazıyordu. Notlarda o gün yaptığı etkinlikler ve ögün yemeklerini yiyip yemediği gibi bilgiler yer alıyor. Bir gün babamız yine yurtdışındayken ananede kaldık, her anane gibi yufkayürekli anane torununun yuvada kahvaltı etmesine razı olmayıp  kahvaltısını yedirip geç götürmeyi teklif etti. O akşam okuldan gelen not kagıdını okuduğumda içim bulandı. Notta: "Kahvaltısının tamamını yedi!" yazıyordu...
Evet kahvaltı saatinde okulda olmayan oğlum kahvaltısının tamamını yemişti! Okuldan gelen not kağıtlarında "herkez" ,"yanlız", "yalnış" kelimeleri hepten içimi bulandırmıştı en son okul kapısının girişindeki panoya kafam kadar büyük harflerle "FIRANSIZCA" yazdıklarında ve 3 gün boyunca bunun yanlış yazılmış olduğunu kimse farketmeyince artık hepten içim kalktı ama son nokta yine bu değildi.
Bir sabah Kuzey yuvaya girmek istemedi ve arkadaşlarına poğaca almak istediğini söyledi, biz de en yakın pastaneye gidip tüm arkadaşlarına poğaça aldık ve bir şey beni dürttü hadi ben de geleyim dedim. Kahvaltı yapılan yere geçtim ve çocuklar için tabldot şeklinde hazırlanmış kahvaltı tabağını gördüğümde beynimden aşağı kovalarca su süzüldü... Bir pasta tabağının içinde 1 dilim domates, 1 dilim salatalık evet evet yazıyla "bir" dilim salatalık serçe parmağımın tek boğumu kadar peynir ve 2 zeytin!!! Benim oğlum peyniri çok sever ve yer, tabi önünde bulursa! Yaz ayında bir dilim salatalık nedir ya ? Bir dilim domates nedir ? Yuva ucuz falan sanmayın sakın gayet hatrısayılır bir para veriyoruz, bizim yuvaya verdiğimiz parayla bir ay ev geçindiren binlerce aile var bu ülkede! Ve her anne gibi her şeyden kısılmasını anlarım ama bu çocukların yediğinden kısmayı asla kabul edemem, kahvaltıyı böyle çıkaran bir okul öğle yemeğini nasıl çıkarıyor acaba ile başlayan yüzlerce soru aklıma düştü tabiki...
Aslında yuvaya ilk götürdüğüm gün öğretmeni bana hiç danışmadan"al bakalım sana süpriz" diyip oğluma "sakız" uzattığında anlamalıydım. Bense sadece "biz bugüne kadar sakız vermedik bilmiyor çiğnemesini" demekle yetinmiştim.

Tabi ki bu yemek olayından sonra oğlumu bir daha o yuvaya göndermedim. Yuvayı arayıp kibarca oğlumu aldığımı göndermeyeceğimi söylediğimde yuvanın müdiresi ısrarla sebeplerini sorduğunda yine çok kibarca açıklama yaptım. Tabi ki inkar ettiler, sıfır olgunluk göstererek saçma sapan bir tutumda bulundular.

Anladım ki herkes kendini satarken hep allayıp pulluyor en güzel yanlarını sunuyor, yapılabilecek tek doğru şey sürekli tetikte olmak sürekli kontrol etmek ve hiç bir zaman tamamen güvenmemek gerekiyor.

3 Şubat 2012 Cuma

#internetanneleri

Yaşasın sosyal anneler birliği! :) Twitter üzerinden takipte olduğum birbirinden güzel annelerin öncülüğüyle internet annelerinin artık bir mail grubu ve internet sitesi var.
Benim için çok güzel ve anlamlı çünkü insanın etrafında annelik ve bebeği ile ilgili konuşacak kişi bulamamasının zorluğunu bilirim. Benim gibi en yakın arkadaşların daha evli bile değilken anne olduysan ve bunu paylaşacak kimsen olmadıysa ve tüm zorlukları eşinle birlikte tek başına gögüslediysen, iki soru soracak kimsen olmadıysa bu grubun ne kadar güzel olduğunu iliklerine kadar hissedersin.
Günlük hayatta tanışmanın mümkün olamayacağı ortak noktaları çocukları olan güzel insanlar bazen çocuklarının uyku sorunlarını bazen yeme sorunlarını bazense en sevimli hallerinin fotograflarını birbirleriyle paylaşıyorlar. Twitter üzerinden #uykuzanneler hastag'ı ile her sabah herkes birbirine rapor veriyor. Benim gibi sıpaları büyümüş anneler "ay şükür benim ki aman akşam yattı sabah kaktı"derken, daha taze anneler "ne olacak bunların gece uykuları sabaha kadar uyumadım" diye veryansın ediyorlar! Bunu paylaşmak, birinden destek görmek, deneyimli annelerin "merak etmeyin geçecek!" cümlerini duymak bile insana moral veriyor.

Bu internet annecikleri öncelikle google groups ile bir mail listesi oluşturdu. Günlük biraz fazla mail gelse de hiç şikayetçi değilim. Çocukların hepsi kendi çocuğum oldu anneler de sanki kırk yıllık arkadaşım gibi. Sohbet ediyor, sorunlara çözümler buluyor, bulamadıklarımıza da beraber üzülüyoruz. Kimi zaman bir doktor tavsiyesi geliyor, kimi zaman bir doktora öfke maili, birisi mama sandalyesi ne alsam diye sorarken öbürü alma bende var deyiveriyor. Sonra çok sevgili Tanya çocukları ve anneleri oyun grubuna yoga okuluna davet ediveriyor, çocuklar mı kaynaşıyor anneler mi derseniz ikisi de :)

Bu annelerin bir de güzel internet sitesi var ki şurdan ulaşabilirsiniz. Sitenin kurucuları çok güzel insanlar, üçüde birbirinden iyi; SlingoMom/ İrem, Periayda/Peri ve Esra Sert geçen hafta Okan Bayülgen'in programına katıldılar tüm detaylar Sevgili İrem'in sizesinde yazıyor, kesinlikle okuyun :)

İnternet annelerinin sadece ağlama duvarına dönüşmesi, sadece dert yanan anneler mekanı olup olmayacağı benim için bir muamma iken tüm endişelerimi yerle bir eden bir grup olduğunu gördüğüme çok sevindim. İnternet anneleri, son günlerde herkesin içini dağlayan, aklından çıkmayan dünya güzeli Gamze Annenin hastalığı için hemen harekete geçti. Herkes canla başla ne yapabiliriz, nasıl bir faydamız dokunur diye düşünmeye başladı. Herkes duyabildiği kadar duyurdu sevgili Gamze'nin durumunu, herkes kan vermeye koştu içinde binbir umutla.

Eğer sende anneysen, uykusuzsan, ya da uykusuz geçirdiğin geceleri dün gibi hatırlıyorsan, birbirinden iyi ve akıllı "anne" arkadaşların olsun istiyorsan internet anneleri'ne bekleriz :)