2 Ağustos 2012 Perşembe

Kış Hazırlıkları Başlasın!

Evet daha Ağustos ayının başında kış'tan bahsetmek pek garip. Bütün kış yaz gelsin! yaz gelsin! diye nida atan insancıklar yazın kavrulan sıcağında tamam artık gidebilir yaz diye düşünüyor gizli gizli. Açıkçası ben bir sıralama yapacak olursam mevsimlerden en az yaz'ı severim. O yüzden yazın yavaş yavaş bitiyor olması benim için sorun teşkil etmiyor.

Her sene annem yaz sonunda kışa hazırlık domates sosu hazırlar, yaklaşık 100 kilo domatesten! Evet evet 100 kilo domates çok fazla görünüyor di mi insana :) Bunun 20-25 kilosunu bana verir böylece kış yemeklerinde mis gibi yaz domatesi kullanırız ve yemekler şahane olur salçaya gerek kalmaz. Bu sene kendi sosumu kendim yapmaya niyetlendim. 20 kg domates aldım temizlik için gelen abladan rica ettim sağolsun domatesleri rendeledi ve tencerelere taslara doldurarak bana hazır bıraktı.

Bir kere şunu söylemem lazım ki bu işin zor kısmı rendelemek, sonrası çok çok basit gerçekten herkes hazırlayabilir. Hem çok ekonomik -domatesin kilosunu 59 kuruştan aldım- hem de sağlıklı kışın yemeklerde salça ya da mevsimi olmayan domates kullanmak yerine miss gibi emeğinizle yaptığın sosu kullanmak gibisi yok. 

Rendelenmiş domatesler
Domatesler yaklaşık 5 dakika kaynayacak.
Rendelenmiş domatesleri tencereye boşalttım annem içine hiç bir şey katmadan sadece kaynatıyor ben internetten araştırmalarım sonucu her bir tencereye yaklaşık 1 bardağa yakın zeytinyağı koydum 1 yemek kaşığı da şeker. Her bir tencere yaklaşık 5 kilo domates aldı yani 4 tencere de kaynattım. Tencerelerin birine 4 tane sarımsak doğradım yani biraz deneme oldu kışın kullanırken tatlarına bakacağım ve seneye hazırlarken hangisi en iyi olduysa onu kullanacağım.  Bu işin püf noktası domates kaynar haldeyken fokur fokurken hemen kavanoza doldurup anında kapağını kapatıp ters çevirmek. Bana yardıma babam geldi her sene annemle yaptıkları için deneyimli tabi ben kavanozları doldurdum babam sağolsun hemen sıktı ve ters çevirerek tezgaha dizdi. Muhakkak ikinci bir kişi gerekiyor çünkü kavanozları kaynar kaynar doldurup hemen kapatmak lazım ki sıcakla hava sıkışsın kapak iyice sıkışıp hava çıkarmasın.

Dikkat edilecek noktalar,
  • Domatesleri tencereye koyduğunda kaynamadan önce bir iki fokur yapiyor alttan baloncuk gelir gibi sakın bunu kaynama sanmayın, ara ara karıştırın yukarıdaki foto gibi iyice fokur fokur kaynamalı
  • Arada muhakkak karıştır yoksa dibi tutabiliyor.
  • Kaynarken üzerinde oluşan köpükleri muhakkak almak lazım.
  •  Kavanozlara doldururken muhakkak karıştırıp koyulmalı çünkü suyu yukarı çıkıyor rendelenmiş taneler dibe çöküyor ben ilk 2 taneyi sırf üstten sulu doldurdum.
  • Kavanozları doldurur doldurmaz hemen kapatmak gerek yoksa hava geçirir bozulur.
  • Muhakkak elinize kavlu ya da bez alın kaynar sos doldurulmuş kavanozu elde tutmak imkansız elinizi de iyice örtün benim elime sos döküldü feci haşlandım.
  • Kavanozlara doldurduktan sonra ters çevirip bir gece öyle bekletiyorsun.
Kavanoza doldurulmuş ters duran kavanozlar


Domatesleri alırken 1,25tl den olan kırmızı biberlerden de 7 kg aldım. Normalde her sene kırmızı biberi alır fırınlar ve buzluk poşetlerine atarım. Ben genel olarak dondurulmuş üründen hep bir rahatsızlık duyuyorum o yüzden bu sene konserve yapmak istedim. Kırmızı biberleri iyice yıkayıp fırına attım. Malesef fırında biraz fazla tuttum hafif diri bırakmak daha güzel oluyor ama ben telaşeden kafam bir dünya olduğu için gerekenden biraz fazla tuttum. Biberleri soğuduktan sonra hızlıca kabuklarını soyup çekirdeklerinden şöyle gelişi güzel temizledim. Biberin saldığı suyu döktüm sonra biberleri kavanozlara doldurdum. Ocağa bir tencereye soguk su koydum altına bir bez üzerine kavanozları ters olarak kapattım ve yaklaşık 15-20 dakika kaynattım.



En son olarak Kuzey komposto çok sevdiği için bu sene kışlık komposto da hazırlamaya niyetlendim 5 kg sertlerinden şeftali aldım. Hepsini aynı güne sığdırmak delilik gibi gelebilir ama mutfak batmışken ve bir kez niyetlenmişken hepsini yapip bu defteri kapatmak en mantıklısı. Şeftalilerin kabuklarını soydum ve küp küp gibi elde hızlıdan doğradım. Şeftalileri sertlerinden seçtim çünkü komposta yapacağım için çok erisinler istemedim. Aslında komposto için sevgili portakal agaci Hatice'nin tarifini uygulayacaktım ama artık yorgunluktan ve deminde dediğim gibi kafam bir dünya olduğu için unutup kestiğim şeftalilerin üzerine şekeri döküp buzdolabına kaldırmış buldum kendimi annem öyle daha lezzetli olacağını söyler hep. Bu akşam eve gidince şeftalinin büyük çoğunluğundan komposto yapacağım bir kısmından da reçel yapacağım bunu yaparken soyulmuş badem de kullanmayı düşünüyorum bakalım nasıl olacak yarın onların bitmiş hallerini de eklerim.
Kompostoluk ayırdıklarıma az şeker koydum
Reçellik olana daha fazla şeker. 3kilo şeftaliye 3 bardan şeker koydum

Domateslerin rendelenmiş olması büyük kolaylık sağladı bana geri kalanları en fazla 2,5 saatte hallettim. İnsanın gözünde büyüyor ama sonra bütün kış emeğinle hazırladığın bu güzelleri yemek yorgunluğun yanında hiç bir şey değil. Evde daha 4-5kg kadar tatlı sivri biber var güzel ve çoook hamarat twitter arkadaşım Elif şahane bir tarif verdi onu yapacağım sonuçları da tabiki hemen yazacağım.

Umarım bunca hazırlığı güzel günlerde keyifle yemek kısmet olur.

Hadi afiyetle kalın
 



10 Temmuz 2012 Salı

AysunTheSütçü

2 Seneyi aşkın zamandır haftalık süt tüketimimizi çok sevgili Aysun'un çiftliği, Gündönümü Çiftliği'nden karşılıyoruz. Herkes gibi benim de çiğ sütün hijyeni, hastalıklara açık olması gibi endişelerim vardı ancak Aysun'un 7 senedir hastalıklardan arı sürüsü ve hep sevgi dolu bahsettiği kızlarıyla ilgili bilgi edindikçe endişelerim dağıldı. Zaten çocukluğumuzda hep mahallenin sütçüsünden açık süt alırdık o zamanlar şimdiki kadar sorgulamıyorduk her şeyi ve dedikleri gibi henüz bu kadar kirlenmemişti dünya...

Aysun, Çerkezköy'de 35 dönüm arazisi üzerine kurulu çiğ süt üreten Göndönümü çiftliğinin, insana pozitif enerji depolayan güzel sahibesi, kendini Aysun the sütçü diye takdim ediyor :) Çiftlik esasen büyük süt markalarına çiğ süt sağlıyor bunun yanı sıra, parekende tüketicelere de çig süt ulaştırabilen başarılı bir sistemleri var. İstanbul'u belirli bölgelere ayırmışlar haftanın her günü başka bölgeye dağıtım yapiyorlar, sistem şöyle işliyor size teslimat gününüzden bir gün önce sms ile çiftlikle ilgili kısa bilgi eşliğinde siparişinizin olup olmadığı soruluyor. O gün verilen siparişler ertesi gün adresinize teslim ediliyor. Eğer 4 hafta sipariş vermezseniz sms sisteminden çıkıyorsunuz.

Evimize gelen süt genellikle hemen o gün bir taşım kaynatılıp dolaba kaldırılıyor. Ertesi gün sütün üzerinde oluşan hatrı sayılır kaymak tabakasını bir süzgeçle toplayıp daha sonra Kuzey'in çorbasına makarnasına pilavına eklenmek üzere saklanıyor malum kilo sorunundan dolayı biz pek nasiplenemiyoruz bu enfes kaymaktan :)  Kalan sütün bir kısmıyla yoğurt mayalıyorum, bir kısmını da içmelik olarak ayırıyorum. Eskiden muhakkak çikolatalı muhallebi de yapardım uzun süredir pek yapmıyorum açıkçası. Kendi mayaladığım yoğurdun harika lezzetini tarif edemeyeceğim yiyen bilir ancak :)  Gerçekten "süt" içtiğimi hissediyorum Aysun'un sütünü içtiğimde. Zaten uzun ömürlü kutu sütleri oldum olası sevmez hep günlük süt kullanmaya çalışırdım artık çiğ süte alışmış biri olarak hiç kutu sütü eve sokmuyorum.

 Aysun'un süt dağıtımı yaptığı kişileri dahil ettiği bir de mail grubu var; burada yoğurt mayalamanın püf noktalarından, peynir yapımına süt kullanımına dair yazışmalar yapiliyor. Ben çok faydalanıyorum bu yazışmalardan, hatta bir gün  bir üye online dondurma yapımını anlattı adım adım herkes yaptı dondurmasını afiyetle yediler :)  Mail grubundaki bilgiler sayesinde artık bozulan sütü dökmüyorum hemen ocaga koyup tuz limon eşliğinde kestiriyorum harika peynir elde ediyorum ve evet itiraf ediyorum kendimi bunu yapabildiğim için çok başarılı zannediyorum :))

Aysun her senede bir kaç kez olmak üzere piknik düzenliyor bu sayede bizim gibi süt alanlar işletmeyi daha yakından tanıyor, kızları görüyor ve birbirimizle de tanışmış oluyoruz. İşte 27 Mayıs'ta katıldığımız piknikten fotoğraflar;





Çocuklar çiftliğe varır varmaz aaa kelebek aa kertenkele diye sevinerek şehir çocuğu olduklarını hemen belli ettiler.
İşte mAysun kısa bir hoş geldiniz konuşmasıyla çiftliği tanıttı.

İneklerin yem harici beslendiği kuru ot karışımı, cocuklar hemen gidip kurcaladı tabi ki :)



Aysun'un kızları

gerçekten pek bir güzeller



ilk başta ineklere dokunmaya çekinen zıpırlar sonra onları sevmeye doyamadılar :)

Hem sevmek istiyor hem çok tedirgin :)


Aysun çocukları tek tek omzuna alarak kızlarının arasında dolaştırdı.

minicik yavruları beslemekten o kadar zevk aldı ki

Aysun Hanım sağım aşamasını ve sütün depolanmasını anlatıyor Zıpırcanlarda arkada keşif yapiyor

Her sağımdan önce ineklerin memelerinin temizliğini anlatıyor

Aysun çocukları tek tek omzuna alarak kızlarının arasında dolaştırdı.

Çiftliğe kadar gidilmiş ineklerle tanışılmış geriye sütü lıkır lıkır içmek kalıyor

Herkesin nefis şeyler hazırladığı ortak masadan görüntü

Dönüş yolunda babayı arkada çocuklarla oturmaya ikna etmek çok akıllıca oldu :) Yoksa 2 saat 18kg Kuzey'i benim taşımam gerekecekti :)
Çiftlikte tanıtım turu attıktan sonra ortak alanda herkes bulduğu masaya kuruldu ben pek doğa yaşamına uyumlu olmayan biri olarak her yeri basmış tırtıllardan pek tedirgin oldum sürekli üzerime tırmanıp durdular :)  Ama tırtıllara ve kene ihtimaline rağmen Aysun ile tanışmak çok keyifliydi, çok zor ve meşakatli bir iş yapiyor gerçekten. Yaptığı işi ne kadar sevdiği her kelimesinden hatta yüzünün ifadesinden dahi belli oluyor. Daha tanımadan sevdiğim Aysun'u artık daha çok seviyor ve takdir ediyorum, iyi ki var.

Eğer siz de Aysun the Sütçü'nün güzel sütlerine ulaşmak isterseniz mail atabilirsiniz.

aysunthesutcu@gundonumu.biz.tr

9 Temmuz 2012 Pazartesi

SELIMIYE

Dikkat bu bir tatil yazısıdır!

Bu sene bir arkadaşımızın tavsiyesini dinleyerek Marmaris Selimiye köyüne gittik. Kuzey doğduğundan beri her yaz tatiline arabayla çıktığımız için, uzun yola alışkın olmasından cesaretle yine arabayla gittik. Son 1 saat mızmızlanmalarını saymazsak eğer yolda hiç ama hiç sorun çıkarmadı. İstanbul'dan yola çıktık ve 12 saatte Selimiye'ye vardık. Arabada 3 şöför olmasının rahatlığıyla kimse ciddi anlamda bir yorgunluk yaşamadı bol sohbet ve muhabbetle yol çabucak bitti. Bizi şu manzara karşıladı;
Selimiye koyu'nun kuşbakışı görünüşü

Selimiye'de köyün sonuna doğru olan KIYI PANSIYON'da kaldık. O kadar güzel bir tatil geçirdik ki tadı damağımda kaldı, gerçekten hayal edebileceğimin üstünde huzur dolu bir tatil oldu. İşte detaylar;
KIYI PANSİYON  2011 Haziran'da açılmış bir işletme yani bu sene 2. seneleri. Haliyle yeni bir işletme olmanın verdiği heyecanla işletmeciler bildiğiniz arı gibi çalışıyorlar, bir dakika durmuyorlar bir bakıyorsunuz içecek servisi yapıyorlar bir bakıyorsunuz tuzlukları dolduruyorlar bir bakıyorsunuz sahildeki taşları düzenliyorlar. İşletme sahipleri Serap Hanım ve Serdar bey çok güzel insanlar bir de kızları var Elif Sena (5,5). Pansiyon küçük bir köy evinden çevrilmiş ve eklemelerle 8 odalı hale gelmiş. Odalardan çıkıp 7-8 adımda yemek masalarına geliyorsunuz ve burdan 2 merdiven aşşa inince denizdesiniz! Çocukla tatil 521354 kere odaya gitmek demek olduğu için odaların denize bu kadar yakın olması çok şahane. Odalar hergün temizleniyor  eğer çarşaflarında her gün değişmesini istiyorsanız onları da değiştiriyorlar her gün oda pırıl pırıl hale geliyor.

Sabahları kahvaltılar çok güzeldi bir gün yumurtalı ekmek, bir gün sigara böreği bir gün pogaça bir gün tepsi böreği gibi her gün kahvaltının yanına ekler yapiyorlar hepsinin çok leziz olduğunu söylememe gerek bile yok :) Ki bizim aile damak tadına güvenir bildiğiniz üzere :) Bakmayın bu kadar gülümseyerek yazdığıma bir de kabus yanı var tatilden 3,5 kilo alıp eve dönmek gibiii!
kahvaltı zamanı henüz ayılamamış kuki :)

İşletmecilerin çocuklarının olması harika gerçekten, çocuklar gönüllerince her yeri dağıttılar pansiyonun her köşesine bir oyuncak bir parça oyun hamuru ve boya kalemleri yayılmıştır eminim :) Şansımıza kaldığımız dönemde diğer odalarda konaklayan insanlarda çok tatlıydı çocukla tatil hiç sorun haline gelmedi. Bu yüzden 8 gün olarak yaptığımız rezervasyonu ordayken 12 güne uzattığımızı da bildirmek isterim :)
Elif Sena ve Kuzey

Sürekli didişip durdular tatil boyu Elif'in yüzünden anlaşılan yine bir didişme durumu var

Selimiye'de genel olarak pansiyonlar alışıla gelmişin dışında hizmet veriyorlar. Her pansiyon aynı zamanda restaurant bu yüzden yemekleri çok güzel ve özenli özellikle bizim şansımıza bu sene işletmeyle anlaşan ahçı Mehmet gerçekten çok başarılıydı. Biz 1 haftalık akşam yemeklerinde ne yemek istediğimizin listesini önceden hazırladık ve her akşam bu listeye göre yemeklerimiz hazırlandı hepsi çok lezzetliydi ve porsiyonlar gerçekten doyurucuydu.
Izgara ahtapot muhakkak yenmeli gerçekten nefisti biz 3 ya da 4 akşam yedik, biraz abarttık sanırım :) Balık güveç ve Kabak çiçeği dolması da çok güzeldi tadı damağımızda kaldı :)

limon soslu ahtapot ızgara
Bunun dışında Selimiye'ye gidip hayran olmamak mümkün değil tabi aradığınız sessizlik ve huzur ise. Çünkü gece hayatı yok yapabileceğiniz en çılgın eğlence köyün içinde meşhur restaurantlarda sessizlik içinde yemek yemek :) Herhalde tatil boyunca hiç muzik duymadım diyebilirim. Selimiye'ye giderseniz Çeri Cafe'de tatlı yiyin, biz çikolatalı kek ve çilekli tart yedik harikaydı. Biraz ilerisinde de Paprika var orada da haşhaşlı muhallebiyi tadın.
Çeri'de çikolatalı kek ve süt
Paprika'nın Haşhaşlı tatlısı


Dünya tozpembe değil tabiki gelelim hoşumuza gitmeyenlere, Selimiye sevimli ve küçük bir köy olduğu için orada bol bol yerlisiyle köylüsüyle muhabbet edip sohbet edebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Herkes ya İstanbul'lu ya Ankara'lı. Tüm köylü neredeyse bütün arazilerini elden çıkarmış hep büyük şehirden gelen akıllı(!) işletmeciler yerleşmiş her yere. Bir iki işletme köylüye ait Sardunya -ki buraların en meşhur yeri- bunlardan biri. Köyün bana göre bir kişiliği yok yani köyde üretilen köylünün var ettiği hiç bir şey yok. Sabahları çiğ süt içmek istedik ama köyde satılmadığını söylediler, halbuki ortada gezen inekler görebiliyorsunuz, köy yumurtası bulsak diye sorduk onu da bulamadık. Çarşamba kurulan pazarına gittiğinizde köyde üretilen, yetiştirilen hiç bir şey yok. Selimiye çok kapalı bir koy bildiğiniz havuz. Su akıntısı olmaması denizin de temizlenmesini engelliyor deniz öyle berrak cam gibi değil. Akşam üstü yatların çoğalmasıyla inceden bir mazot kokusu gelebiliyor burnunuza. Genellikle konaklama yapılacak işletmeler köyün içerisine doğru ve burdaki limanda Temmuzda 100'ün üzerinde tekne ve yat olduğu söyleniyor ben şahsen bu dönemlerde limanın içindeki işletmelerde kalmayı tercih etmem. Bizimki gibi koyun ucuna doğru olan işletmeleri tercih etmekte büyük fayda var.

Selimiye'nin Haziran başındaki sımsıcak denizi, kaldığımız pansiyonun güzelliği, lezzetli yemekler, huzur ve sakinlik... başka ne isterki insan? Biz önümüzdeki bir kaç sene daha Selimiye'ye gitmeyi ve özellikle aynı işletmede kalmayı şimdiden planladık, hatta 8 çocuklu çift olarak hep birlikte gitmeyi bile düşünüyoruz artık yıkar mıyız oraları yakar mıyız yoksa o kadar çocukla işletmecileri delirtir miyiz bilemiyorum :)
Son gün Mehmet'in bize hazırladığı meyve tabagı :)

Hemen sağdan aşağı merdiven iniyor küçük bir taşlık ve sonrası denizz

Deniz sıcacık olunca denizden çıkmadı tabiki

Resim yazısı ekle



Ve Kıyı Pansiyon'ın 10 kaplan gücündeki çalışanları. Soldan sağa Kuzey, ahçı Mehmet, İşletmeciler: Serdar Bey, Serap hanım, Kızları Elif Sena


Kıyı Pansiyon'a ulaşmak için,
http://www.neredekal.com/selimiye-kiyi-pansiyon/


18 Mayıs 2012 Cuma

Çocuğun tercihleri

Universitede öğrenciyken para kazanmak amaçlı ilkokul, ortaokul öğrencilerine ders verdim yıllarca. Bir çok çocukla iletişim kurdum, vakit geçirdim. O yıllardan en çok aklımda kalan şey ise annelerinin hırsları altında ezilmiş çocuklar.  Çocuğu matematik sınavından 70/100 aldı diye sevinmeyenler, sınıf birincisi olması için inanılmaz baskı yapanlar, çocuğun yapmak istemediği bir spora zorla/tehtidle gönderenler, çocuğunun kapasitesine saygı göstermeden onları zorlayanlar ve daha niceleri. O zamanlar değil çocuk sahibi olmak evlilikle ilgili bile fikirlerim yoktu ama şunu kendime söylüyordum asla böyle bir anne olmayacağım! O yıllarda bir annenin gözünden bakamadığım için tek taraflı yani hep çocukların gözünden değerlendiriyordum olayları, bu yüzden çocuğunun sorunlu olduğuna inanan bir anneye çocuğu pedagoga götürmek yerine kendisinin bir psikolağa gitmesini bile tavsiye etmiştim! Ne küstahlık!

Bugün artık şartlar değişti ben bir anneyim, şimdi o annelerin hala davranışlarını eleştirebilirim ama bir çoğunu da çok iyi anlayabiliyorum.  Mesela çocuğuna kurallar koyamayan her istediğini yapan annelere o zaman uzaylı gibi bakarken aslında içimde o annelerden bir parçayı taşıdığımı bilmiyordum hiç. Ben de Kuzey için tercihler yapiyorum onu cimnastiğe götürüyorum, resim atölyesine götürüyorum tamamen iyi niyetlerle sosyal olması için güzel uğraşları olması için emek harcıyorum zamanımı, paramı ayırıyorum. Geçen aylarda çok çok severek gittiği cimnastik derslerine girmek istememeye başladı  kapısına kadar gittiğimizde içeri girmeyeceğini söylüyor ağlıyordu, ilk 2 hafta biraz oyunla biraz kandırarak içeri sokmayı başardık. Biliyorum ki sadece naz yapiyor çünkü derse katıldıktan sonra çok güzle vakit geçiriyor ve dersten çıkar çıkmaz ne kadar mutlu olduğunu ne kadar güzel vakit geçirdiğini anlata anlata bitiremiyor. Bu gitmek istememe hali sonraki hafta daha şiddetlendi evden hiç çıkmak istememeye gitti ağlayarak gitmek istemediğini söylediğinde -ne kadar ben devam etmesini çok istesemde- ara vermeye karar verdik. Şimdi düşündüğümde aslında başlangıçta hata yaptığımı düşünüyorum haftaiçi zaten okula giden çocugu, cumartesi-pazar da sabah çok erken kalkıp önce resim atölyesine ardından cimnastiğe götürmek akıllıca değildi. Ne de olsa henüz 3 yaşında ona program ağır geldi evinde oyuncaklarıyla oynamayı annesi babasıyla daha çok vakit gecirmesi tercih etti. Tercihine saygılı olarak hem cimnastiğe hem resim atölyesine ara verdik. Ara verdik diyorum çünkü bunları tamamen bırakmasını istemiyorum biraz daha büyüdüğünde bir tanesini olmak şartıyla tekrar deneyeceğim. Bu yaşadığımın benim için sınav olduğuna inanıyorum şimdi o eskiden kızdığım bir türlü anlayamadığım anneleri gerçekten anlıyorum hepsi çocuğunun aslında daha mutlu olmasını istiyorlar aksini düşünmek çok büyük bir hata olur. Ama hayat boyunca çocukların bizim tercihlerimizi seçmeyeceklerini bir ihtimal olarak düşünmek lazım. Umarım ilerleyen zaman içerisinde onun tercihlerini dikkate almayı, yapmak istemedikleri için zorlamamayı başarabilirim.
 Bu arada söylemeden edemeyeceğim hangisinin daha iyi olduğu hakkında hiç bir fikrim yok :)) Çok uç olarak düşünürsem belki zorlasam zorla devam etsem 2,5 yaşında cimnastiğe başlamanın avantajıyla çok başarılı bir cimnastikçi olur belki doğru olan zorlamaktır, ilerde bana anne keşke zorlasaydın diyebilir mesela :)))

İnsan çocuğu olduğunda neden cennetin annelerin ayaklarının altına layık görüldüğünü anlıyor. Bir arkadaşım geçen gün mailinde şöyle yazmıştı " Dünyanın en zor işi insan olabilmek, ondan daha da zor olan şey ise anne olmak." Gerçekten de ne kadar doğru bugün çocukla ilgili verdiğin kararların, ona gösterdiğin tutumun 30 sene sonraki davranışlarına yansıyacağını bilmek çok ürkütücü değil mi ?



24 Şubat 2012 Cuma

Anaokulumuz!


İlk yaşadığımız olumsuz anaokulu tecrübesinden sonra tamamen ama tamamen tesadüf eseri yeni okulumuzu bulduk. Yürüyüş yaparken evimize yine uzak olmayan bir sokakta şimdiki okulumuzun yanındna geçerken daha evvel orda bir okul olduğunu farketmediğimizi farkettik :) Şansımıza haftasonu olmasına rağmen okulun içinde bir hareketlilik vardı hemen daldık içeri, meğer o gün veli toplantısı varmış. Yuvanın kurucusuyla görüştük. Bir kere sonderece kendine güvenli ve azimli bir öğretmen Hikmet Öğretmen. Bize okuldan ana hatlarıyla bahsetti. Bir kere okulda sınıflar için yaş gruplarının olmadığını, karışık yaş grubu sınıflarda büyük abi/ablalarından da öğrendiklerini, küçük kardeşlerine de abilik yaparak abi-kardeş, usta-çırak ilişkisiyle de kendilerini geliştirdiklerini anlattı. Çocuklara kesinlikle tabldot tarzı yemek verilmediğinden, yemeklerin masaya geldiğinden ve çocukların hangi yemekten ne kadar yiyeceklerse kendilerinin seçtiklerinden ve tabaklarına koyduklarından bahsetti ve beni hemen tavladı. Çocukların öğretmenlerinden izin alarak, farklı sınıflarda yapılan resim, oyun, boyama, masal gibi etkinliklerden "kendi seçtiklerine" katılabileceklerini, yani kendi kararlarını verebileceklerini anlattı! Ne güzel! Okulu gezdik sınıflar çok büyük değildi ancak geniş bir hol vardı ve konuların burda işlendiğini öğrendik. Okulun bahçesi ise çevre okullara göre baya daha büyük benim için tek olumsuz yanı yerlerin suni çim halı kaplı olması. Okul içimize sindi ve pazartesi okulumuza başladık.

Yaklaşık 5 aydır gittiğimiz okulumuza bugüne kadar neredeyse günün her saati gittim. İşim gereği rahat çalıştığım için şanslıyım. Çocuğun sabah kahvaltısına da, öğle yemeğine de akşam 5 çayına da gittim. Hiç bir zaman yukarı çıkamazsınız, yok çocuğun dikkati dağılır, yok diğer çocuklar etkilenir demediler. Oğlum çok memnun resmen koşarak gidiyor okuluna, hatta yine ananede kaldığımız kimi günler ananesi bugün hava güzel senle gezmeye mi gitsek diye ayartmaya çalıştığında bile "olmaz anane ben okuluma gideceğim" diyor! Öğrendiği o kadar çok şey var ki okulda gelişimini gördükçe çok mutlu oluyorum.

Bugün bu yazıyı yazmama sebep olan ise sabah Kuzey'i yuvaya götürdüm hastalık yüzünden 4 gündür okula gitmiyordu ara verince sabahbirazbu naz yaparak benimde sınıfa gelmemi istedi. Beraber sınıfına gittik kahvaltı masasında arkadaşlarının bir kısmı kahvaltıya devam ediyordu biz de katıldık onlara. Masa bizim evde sabahları kurduğumuz masadan daha zengindi, bir sürahi süt,tereyağ, tahin-pekmez, reçel, beyazpeynir, kaşar peynir, zeytin ve masanın öbür ucunda duran kocaman Sarelle kutusu vardı. Önce sarelle'yi görünce tedirgin oldum hah şimdi bi onu yiyecek hiç bir şey yemeyecek diye düşündüm ki aşağıdaki diyalog gelişti,
-Anne ekmeğime tereyağı sürer misin?
-Tabi oğlum (Şoktayım tereyağ ekmek mi? nasıl yani?)
-Bir de tabağıma peynir koyar mısın kaşar peynir ama
-Peynirimi ve bunları bitirmezsem Sarelle yiyemem anne! (masada öğretmen yok ve diğer çocuklar tabaklarını bitirmiş Sarelleyi ekmeklerine sürüp götürüyorlar!!! Ve benim oğlum saldırmıyor!)
-Tereyağının üzerine reçel ister misin? (Fırsatları değerlendiren anne! he he )
-Evett isterim. (Ulan evde gösteririm ben sana derken nerde yanlış yaptığını sorgulayan anne!)
Tereyağlı reçelli ekmeğin sondna bir önceki lokmasını ısırdı elimde bir lokma varken sordum;
-Sarelle süreyim mi şimdi yeni ekmeğe?
-Önce elindekini bitireyim anne sonra yiyebilirim (Hönk!)

Evet aynen böyle evde haftasonları düzgün kahvaltı yapsın diye türlü türlü şebekliği yapan yumurta adamlar efendim türlü şaklabanlıklar yaparan yemek yediren ben oğlunun okulundaki kurallara etrafta öğretmeni olmamasına rağmen uyduğunu gördüğümde tabiki hemen kendi kendimi sorgulamaya başladım. Baştan kurallar koyarak ona hayatı kolaylaştırmak yerine ne çok hata yapmışım.

Konumuz yuvamızdı bir anda yine kendimi sorgulamaya geldi, ah bu annelik! Okula devam, yukarda anlattığım gibi kahvaltı sofrasını görmek, okuldaki kuralların çocuğa nasıl benimsetildiğini görmek beni gerçekten mutlu etti.

Okuldaki öretmenimiz gencecik pırıl pırıl biri çok sevgi dolu ve sakin. Her şeyle çok ilgileniyor ve Kuzey öğretmenini gerçekten çok seviyor. İşte canımız öğretmenimiz;



Çok güzel etkinlikler yapiyorlar hemen hemen her konuyu canlandırarak ve yaşayarak işliyorlar. Meslekleri işlerken okulun köşelerine dükkanlar açıyorlar, ayakkabıcı, tamirci, elektrikçi,kuaför...

Mesela okulda pazar kurdular, bizden haftalık pazar alışveriş listemizi istediler ve hal'e gidip toplu alışveriş yaptılar sonra çocuklar okul bahçesinde pazar kurdu ve hep birlikte sattılar. Yapılan organizasyon kesinlikle para kazanma amaçlı değildi pazardan aldığımız hemen hemen aynı fiyatlara getirdiler halbuki bu işten ciddi para kazanabilirlerdi. Okuldaki etkinlikleri sadece para kazanma aracı olarak görmemeleri beni mutlu etti.


Son olarak harika bir doğumgünü kutmalama törenleri var gerçekten hani kutlamış olalım diye değil doğumgünü olan çocuğa kendini ayrıcalıklı hissettirecek arkadaşlarıyla kutlamanın önemine vardıracak biçimde çok ince düşünülmüş ve organize edilmiş. İşallah başka bir yazıda detaylı anlatırım :)

Öğretmenimiz karnelerinin üzerine basılacak resim için çocukları tek tek boyadı;


Bu da karne aldıkları günden;


Biz aradığımız okulumuzu bulduk darısı herkesin başına :)