anaokulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anaokulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2013 Cuma

Devlet okulu mu? Özel okul mu?


 "Çocuk büyüdükçe derdi de büyür" sözü bana çok saçma gelir-di.
 Bence bir çocuğun en zor dönemi 0-2 yaş arası. Bir kere ilk çocuksa ebeveynler o kadar acemi oluyor ki her şeyi hem kendileri hem bebekleri için daha da zor ve karmaşık hale getiriyorlar. İnsan ancak zaman geçtikçe ve deneyimler arttıkça daha rahat biri haline dönüşüyor.
 Çocuğun 2 yaş sonrası iletişim kuran, arkadaşlık edebilen ve sosyal paylaşımı tavan yapmış hali benim en sevdiğim hali. Kuzey 2 yaşını doldurduktan sonra her geçen günün tadına daha doyulmaz oldu, birlikte sohbet etmek, sinemaya gitmek, o haftasonu ne yapacağımızı planlamak, sevgisini ifade edişi paha biçilmez mutluluklar. Bu yüzden çocuk büyüdükçe güzelleştiğine inananlardanım ben. Tam bu yüzden "Çocuk büyüdükçe derdi de büyür" diyenlere anneliğin şanından olan bir küçümsemeyle gülerdim. Sonra anladım ki bu da doğruymuş! 
Çocuk büyüdükçe evden dışarı çıkıyor, sizin onun için kurduğunuz güvenilir, huzurlu ve "sizin tercihleriniz"e dair yaşamdan kopup hayatın içine karışıyor. Çocuğun anaokuluna gitmesiyle genelde anne-babalar ilk şoku yaşıyorlar. Bir ken bin düşünmeye başlıyorlar, aile içinde verdiklerinle okulda verilenler çatışmaya başladığında hayat karmaşıklaşıyor. Biz bu süreçlerin içinden geçtik çok şükür, ve şunu diyebilirim ki epey törpülendik. Bu yüzden yeni anaokula başlayacak annelerin kriterlerini duyunca hep bir tebessüm gelir yüzüme. Kuzusu anaokuluna yeni başlayacak annelerin gözlerinden öpüyorum, neşeli günler onları bekler :)


24 Şubat 2012 Cuma

Anaokulumuz!


İlk yaşadığımız olumsuz anaokulu tecrübesinden sonra tamamen ama tamamen tesadüf eseri yeni okulumuzu bulduk. Yürüyüş yaparken evimize yine uzak olmayan bir sokakta şimdiki okulumuzun yanındna geçerken daha evvel orda bir okul olduğunu farketmediğimizi farkettik :) Şansımıza haftasonu olmasına rağmen okulun içinde bir hareketlilik vardı hemen daldık içeri, meğer o gün veli toplantısı varmış. Yuvanın kurucusuyla görüştük. Bir kere sonderece kendine güvenli ve azimli bir öğretmen Hikmet Öğretmen. Bize okuldan ana hatlarıyla bahsetti. Bir kere okulda sınıflar için yaş gruplarının olmadığını, karışık yaş grubu sınıflarda büyük abi/ablalarından da öğrendiklerini, küçük kardeşlerine de abilik yaparak abi-kardeş, usta-çırak ilişkisiyle de kendilerini geliştirdiklerini anlattı. Çocuklara kesinlikle tabldot tarzı yemek verilmediğinden, yemeklerin masaya geldiğinden ve çocukların hangi yemekten ne kadar yiyeceklerse kendilerinin seçtiklerinden ve tabaklarına koyduklarından bahsetti ve beni hemen tavladı. Çocukların öğretmenlerinden izin alarak, farklı sınıflarda yapılan resim, oyun, boyama, masal gibi etkinliklerden "kendi seçtiklerine" katılabileceklerini, yani kendi kararlarını verebileceklerini anlattı! Ne güzel! Okulu gezdik sınıflar çok büyük değildi ancak geniş bir hol vardı ve konuların burda işlendiğini öğrendik. Okulun bahçesi ise çevre okullara göre baya daha büyük benim için tek olumsuz yanı yerlerin suni çim halı kaplı olması. Okul içimize sindi ve pazartesi okulumuza başladık.

Yaklaşık 5 aydır gittiğimiz okulumuza bugüne kadar neredeyse günün her saati gittim. İşim gereği rahat çalıştığım için şanslıyım. Çocuğun sabah kahvaltısına da, öğle yemeğine de akşam 5 çayına da gittim. Hiç bir zaman yukarı çıkamazsınız, yok çocuğun dikkati dağılır, yok diğer çocuklar etkilenir demediler. Oğlum çok memnun resmen koşarak gidiyor okuluna, hatta yine ananede kaldığımız kimi günler ananesi bugün hava güzel senle gezmeye mi gitsek diye ayartmaya çalıştığında bile "olmaz anane ben okuluma gideceğim" diyor! Öğrendiği o kadar çok şey var ki okulda gelişimini gördükçe çok mutlu oluyorum.

Bugün bu yazıyı yazmama sebep olan ise sabah Kuzey'i yuvaya götürdüm hastalık yüzünden 4 gündür okula gitmiyordu ara verince sabahbirazbu naz yaparak benimde sınıfa gelmemi istedi. Beraber sınıfına gittik kahvaltı masasında arkadaşlarının bir kısmı kahvaltıya devam ediyordu biz de katıldık onlara. Masa bizim evde sabahları kurduğumuz masadan daha zengindi, bir sürahi süt,tereyağ, tahin-pekmez, reçel, beyazpeynir, kaşar peynir, zeytin ve masanın öbür ucunda duran kocaman Sarelle kutusu vardı. Önce sarelle'yi görünce tedirgin oldum hah şimdi bi onu yiyecek hiç bir şey yemeyecek diye düşündüm ki aşağıdaki diyalog gelişti,
-Anne ekmeğime tereyağı sürer misin?
-Tabi oğlum (Şoktayım tereyağ ekmek mi? nasıl yani?)
-Bir de tabağıma peynir koyar mısın kaşar peynir ama
-Peynirimi ve bunları bitirmezsem Sarelle yiyemem anne! (masada öğretmen yok ve diğer çocuklar tabaklarını bitirmiş Sarelleyi ekmeklerine sürüp götürüyorlar!!! Ve benim oğlum saldırmıyor!)
-Tereyağının üzerine reçel ister misin? (Fırsatları değerlendiren anne! he he )
-Evett isterim. (Ulan evde gösteririm ben sana derken nerde yanlış yaptığını sorgulayan anne!)
Tereyağlı reçelli ekmeğin sondna bir önceki lokmasını ısırdı elimde bir lokma varken sordum;
-Sarelle süreyim mi şimdi yeni ekmeğe?
-Önce elindekini bitireyim anne sonra yiyebilirim (Hönk!)

Evet aynen böyle evde haftasonları düzgün kahvaltı yapsın diye türlü türlü şebekliği yapan yumurta adamlar efendim türlü şaklabanlıklar yaparan yemek yediren ben oğlunun okulundaki kurallara etrafta öğretmeni olmamasına rağmen uyduğunu gördüğümde tabiki hemen kendi kendimi sorgulamaya başladım. Baştan kurallar koyarak ona hayatı kolaylaştırmak yerine ne çok hata yapmışım.

Konumuz yuvamızdı bir anda yine kendimi sorgulamaya geldi, ah bu annelik! Okula devam, yukarda anlattığım gibi kahvaltı sofrasını görmek, okuldaki kuralların çocuğa nasıl benimsetildiğini görmek beni gerçekten mutlu etti.

Okuldaki öretmenimiz gencecik pırıl pırıl biri çok sevgi dolu ve sakin. Her şeyle çok ilgileniyor ve Kuzey öğretmenini gerçekten çok seviyor. İşte canımız öğretmenimiz;



Çok güzel etkinlikler yapiyorlar hemen hemen her konuyu canlandırarak ve yaşayarak işliyorlar. Meslekleri işlerken okulun köşelerine dükkanlar açıyorlar, ayakkabıcı, tamirci, elektrikçi,kuaför...

Mesela okulda pazar kurdular, bizden haftalık pazar alışveriş listemizi istediler ve hal'e gidip toplu alışveriş yaptılar sonra çocuklar okul bahçesinde pazar kurdu ve hep birlikte sattılar. Yapılan organizasyon kesinlikle para kazanma amaçlı değildi pazardan aldığımız hemen hemen aynı fiyatlara getirdiler halbuki bu işten ciddi para kazanabilirlerdi. Okuldaki etkinlikleri sadece para kazanma aracı olarak görmemeleri beni mutlu etti.


Son olarak harika bir doğumgünü kutmalama törenleri var gerçekten hani kutlamış olalım diye değil doğumgünü olan çocuğa kendini ayrıcalıklı hissettirecek arkadaşlarıyla kutlamanın önemine vardıracak biçimde çok ince düşünülmüş ve organize edilmiş. İşallah başka bir yazıda detaylı anlatırım :)

Öğretmenimiz karnelerinin üzerine basılacak resim için çocukları tek tek boyadı;


Bu da karne aldıkları günden;


Biz aradığımız okulumuzu bulduk darısı herkesin başına :)

Yanlış Anaokulu tercihimiz!

Kuzey 2,5 yaşında anaokuluna başladı. İlk önce evimize çok yakın bir anaokulunu tercih ettik böylece kapıdan çıkınca yaklaşık 10 adım atıp yuvada olabiliyorduk. Gittiğimiz ilk yuva evimizin etrafındaki diğer yuvalara göre daha "profesyonel" görünüyordu, mahalle arası yuvası değil, birçok sosyal imkanı olan, işini ciddiye alan başarılı bir yuva olduklarına bizi ikna(!) ettiler. Doğruyu söylemek gerekirse bizim için tek önemli etken çocuğumuzun seveceği, sevgi dolu bir ortam olmasıydı yok bale dersi, yok at binme, aman efendim ingilizce dersleri hiç umrumuzda değildi zaten biz haftasonları mümkün olduğu kadar sosyal aktivite bulundurmaya özen gösteriyorduk ve çocuk daha 2,5 yaşındaydı tek ihtiyacı sevgi dolu bir ortamdı.

Ve yuvaya başladık. Aman allahım yuva yuva değil para emme makinası! Sürekli eve bir kağıt geliyor yok kırtasiye parası, bir örnek eşofman parası, antibakteriyel(!) temizlik parası? Nasıl yani yuvaya zaten az olmayan bir para ödüyoruz, temizlik parası dahil değil mi diye düşündük tabi ama sorgulamadık. Her hafta ata binme parası, okula gelen tiyatro parası ardı arkası kesilmiyor daha ilk 1 ayın içerisinde. Neyse dedik heralde her yer böyle sesimizi çıkarmadık elbet. Okuldaki sınıf öğretmeni hergün çantasına çocuğun o gün yaptığı şeylerle ilgili kısa notlar yazıyordu. Notlarda o gün yaptığı etkinlikler ve ögün yemeklerini yiyip yemediği gibi bilgiler yer alıyor. Bir gün babamız yine yurtdışındayken ananede kaldık, her anane gibi yufkayürekli anane torununun yuvada kahvaltı etmesine razı olmayıp  kahvaltısını yedirip geç götürmeyi teklif etti. O akşam okuldan gelen not kagıdını okuduğumda içim bulandı. Notta: "Kahvaltısının tamamını yedi!" yazıyordu...
Evet kahvaltı saatinde okulda olmayan oğlum kahvaltısının tamamını yemişti! Okuldan gelen not kağıtlarında "herkez" ,"yanlız", "yalnış" kelimeleri hepten içimi bulandırmıştı en son okul kapısının girişindeki panoya kafam kadar büyük harflerle "FIRANSIZCA" yazdıklarında ve 3 gün boyunca bunun yanlış yazılmış olduğunu kimse farketmeyince artık hepten içim kalktı ama son nokta yine bu değildi.
Bir sabah Kuzey yuvaya girmek istemedi ve arkadaşlarına poğaca almak istediğini söyledi, biz de en yakın pastaneye gidip tüm arkadaşlarına poğaça aldık ve bir şey beni dürttü hadi ben de geleyim dedim. Kahvaltı yapılan yere geçtim ve çocuklar için tabldot şeklinde hazırlanmış kahvaltı tabağını gördüğümde beynimden aşağı kovalarca su süzüldü... Bir pasta tabağının içinde 1 dilim domates, 1 dilim salatalık evet evet yazıyla "bir" dilim salatalık serçe parmağımın tek boğumu kadar peynir ve 2 zeytin!!! Benim oğlum peyniri çok sever ve yer, tabi önünde bulursa! Yaz ayında bir dilim salatalık nedir ya ? Bir dilim domates nedir ? Yuva ucuz falan sanmayın sakın gayet hatrısayılır bir para veriyoruz, bizim yuvaya verdiğimiz parayla bir ay ev geçindiren binlerce aile var bu ülkede! Ve her anne gibi her şeyden kısılmasını anlarım ama bu çocukların yediğinden kısmayı asla kabul edemem, kahvaltıyı böyle çıkaran bir okul öğle yemeğini nasıl çıkarıyor acaba ile başlayan yüzlerce soru aklıma düştü tabiki...
Aslında yuvaya ilk götürdüğüm gün öğretmeni bana hiç danışmadan"al bakalım sana süpriz" diyip oğluma "sakız" uzattığında anlamalıydım. Bense sadece "biz bugüne kadar sakız vermedik bilmiyor çiğnemesini" demekle yetinmiştim.

Tabi ki bu yemek olayından sonra oğlumu bir daha o yuvaya göndermedim. Yuvayı arayıp kibarca oğlumu aldığımı göndermeyeceğimi söylediğimde yuvanın müdiresi ısrarla sebeplerini sorduğunda yine çok kibarca açıklama yaptım. Tabi ki inkar ettiler, sıfır olgunluk göstererek saçma sapan bir tutumda bulundular.

Anladım ki herkes kendini satarken hep allayıp pulluyor en güzel yanlarını sunuyor, yapılabilecek tek doğru şey sürekli tetikte olmak sürekli kontrol etmek ve hiç bir zaman tamamen güvenmemek gerekiyor.